İskenderun Deniz Er Eğitim Alay Komutanlığı’nda vatani görevlerini yapmakta olan acemi erlerden Hayrullah Halit Karaman ve Semih Erdoğan, aşırı sıvı kaybı sonucu 25 Temmuz günü hayatlarını kaybettiler.
İlk otopsi sonucuna göre ölümlerin aşırı sıvı kaybına bağlı çoklu organ yetmezliğinden kaynaklandığı açıklandı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) ile Türkiye İşçi Partisi, iki askerin tedbirsizlik sonucu öldüğünü savunarak yetkililere tepki gösterdi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel “Türkiye, iktidarın kötü yönetimi sonucunda ne yazık ki kolay ölümler ülkesi haline gelmiştir. Ancak hepimizin göz bebeği TSK’nın bu hale getirilmesi kabul edilemez” dedi. Özel, TBMM’de komisyon kurularak “zafiyetin ve ihmalin” kaynağının tespit edilmesi çağrısında bulundu.
★★★
Konuyu ülkemizin saygın beyin ve sinir cerrahisi uzmanlarından Prof. Dr. Cengiz Kuday’a sordum.
İşte onun İskenderun’daki ölümlerle ilgili çarpıcı açıklamaları:
“Aşırı sıcak ve güneş çarpması, insan vücudunda, özellikle beyin üzerinde ciddi hasarlara ve ölümlere sebep olur.
Vücut ısısının 40 derece üzerine çıkması ile terleme mekanizması iflas eder.
Beyindeki ısı regülatör merkezi çöktüğü için beden kendisini soğutamaz.
Yine beyinde oluşan ödem (şişme) ve yüksek ısı beyin hücrelerindeki sıvı dengesini bozar.
Giderek bilinç kaybı oluşur.
Konuşma güçlüğü ve bilinç kaybı sonucu koma hali görülür.
Tıbbi müdahale gerektiği gibi yapılıp hasta tedavi edilmez ise ölüm oranı yüzde 20 ile yüzde 80 aralığında değişir.
Her yıl binlerce kişi, ısı çarpmasına bağlı nedenlerle hayatını kaybeder.
En çok etkilenen guruplar; yaşlılar, sıcak altında çalışan kişiler ve askerlerdir.
Askeri tıp kuruluşları bu konuda gereken deneyim ve birikime sahiptirler.”
★★★
Söz askeri tıp kuruluşlarına gelince, hocaların hocası Prof. Kuday derin bir nefes alıp devam etti:
“Askeri hekimlik ayrı bir branştır.
Biz dünyanın en büyük ordularından birine sahibiz.
Ülkemizdeki ilk tıp fakültesinin 14 Mart 1827 Tıbhane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire isimleriyle ordu bünyesinde açıldığını unutmamak gerekir.
İlk sivil tıp okulu ise 1867’de eğitime başladı. 1909’da bu iki okul birleştirildi ve Darülfünun Tıp Fakültesi doğdu.
Ordumuz ihtiyaçları doğrultusunda daha sonra birçok askeri hastane ve sağlık bilimleri kurdu.
Bunların sivil hastanelerden farklı uzmanlık dalları vardı. Hekimleri ve bünyelerindeki sağlık personeli de sivil tababetin dışında, farklı tedavi şekilleri geliştirmişlerdi.
★★★
Askeri hekimlik, Batı ülkelerinde savaşlar sonrasında ileri derecede uzmanlaştı. Örneğin ABD’de “Uniformed Services University-(USU)-Üniformalı Hizmetler Üniversitesi” sadece askeri doktor ve sağlık personeli yetiştirirken, ülke genelinde efsanevi bir askeri doktorun adını taşıyan “Walter Reed Army Medical Center-Walter Reed Askeri Tıp merkezi” gibi birçok askeri tıp akademisi açıldı. Avrupa ülkeleriyle Rusya’da da benzeri akademiler kuruldu.
Orta Doğu gibi savaşların bitmediği ve terör belasıyla yıllardır uğraştığımız, şehitler verdiğimiz bu coğrafyada biz Türkiye olarak askeri tabipleri yetiştirmekten vaz geçemeyiz. Aksi taktirde Allah korusun bu eksiklik büyük zayiata neden olabilir.
Askeri hastanelerimizdeki bazı bölümler bugün sivil hastanelerimizde mevcut değil. Zira harp cerrahisi farklı bir branş.
Askeri hastanelerimiz hain FETÖ kalkışmasından sonra kapatıldılar. Evet, bazı hastanelerimizin belirli bölümleri maalesef bu hainler tarafından kullanıldı. Ama çözüm tüm askeri hastanelerin kapatılması olmamalıydı. Bunun daha rasyonel bir yöntemi bulunmalıydı.
Ayrıca son dönemdeki orman yangınlarında çok deneyimli ve donanımlı askeri kurumların ilgili bölümleri niçin devreye sokulmadı? Bu da ayrı bir soru...”