CHP Genel Başkanı Özgür Özel, her fırsatta, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ile ilçe belediye başkanları ve belediye çalışanlarıyla ilgili davaların TRT’den canlı olarak yayınlanmasını istiyor.
Onun, her hafta çarşamba akşamları İstanbul’un bir ilçesinde, cumartesi günleri de bir ilimizde meydanları dolduran ve sayıları giderek artan coşkulu kalabalıklara seslenişini hiç yayınlamayan yandaş televizyon kanallarında, İmamoğlu ve diğer sanıklar “ekran mahkemeleri”nde yargılanıp mahkum ediliyorlar.
Buna karşılık Özgür Özel de daha güçlü biçimde “İmamoğlu davasının duruşmaları TRT’den kesintisiz olarak yayınlansın, dileyen TV kanalı da aynı frekanstan yayın yapabilsin” demekte ısrar ediyor.
★★★
Yeri gelmişken ekran mahkemelerinin hakim ve savcılarına bir hatırlatmada bulunayım:
Bundan 55 yıl önce “Televizyonda Yapım ve Yönetimi” öğrenmek için devlet bursuyla gönderildiğimiz İngiltere’de, mesleğimizin saygın okulu BBC’de, televizyonculuğun karayollarındaki işaretler gibi, yıllar geçse de asla değişmeyecek şu altın kuralını öğrettiler:
“Röportaj konuğunuz veya gıyabında konuştuğunuz kişi, görüşlerini paylaşmadığınız, oyunuzu vermeyi hiç düşünmediğiniz bir siyasetçi veya toplumun çoğunluğunun eleştirdiği biri olabilir. Eğer siz onu seyircinin gözünde daha da zor duruma düşürmek için -kendisine veya avukatlarına söz hakkı tanımadan- suçlayıcı sözlerle seyircinin gözünde itibarsızlaştırmaya çalışırsanız, bilin ki o değil, siz kaybedersiniz! Sevilen bir siyasetçiyi bırakın, o kişi, suçluluğu herkes tarafından bilinen biri bile olsa ‘mağdur’ duruma düşürülmek ona kazandırır. Çünkü seyircinin psikolojisi mağduriyet yaşayanı korumaktan yanadır!..”
★★★
Size bu sözlerimi doğrulayan çarpıcı bir örnek vereyim:
Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, İstanbul Belediye Başkanlığı’na aday olmuş, çok geçmeden haber merkezlerine hakkında ihbarlar yağmaya başlamıştı. Arkadaşları toplayıp “Tüm adaylara eşit davranın, bel altı vuruşlara asla yönelmeyin, dolduruşa gelmeyin” diyerek uyardım. Çünkü arayanlar, özellikle Erdoğan’la ilgili ihbarlarda bulunuyor, en başta da kaçak evde oturduğunu öne sürüyorlardı. Nitekim rakip kanallardaki meslektaşlardan biri, kendisiyle canlı yayında yaptığı röportaja bu bomba (!) gibi soruyla başladı. Soruyu yöneltiş biçimi ve yüz ifadesinden, onu köşeye sıkıştıracağından emin olduğu anlaşılıyordu.
“Belediye başkanlığına aday oluyorsunuz ama kaçak evde oturuyorsunuz” diye sorunca kendisini gülümseyerek dinleyen Erdoğan, “Ne var bunda? İstanbul’un yarısı kaçak!.. Bunları biz yapmadık ki! Ama bu duruma bir son verebilmek için başkanlığa aday olduk. Ben sizin bu soruyu sormadaki amacınızı biliyorum” gibisinden bir şeyler söyledi.
Mağrur edalı meslektaş hiç beklemediği anda ters yumruk alan boksöre dönmüş, kazanan da mağdur duruma düşürülmek istenen Erdoğan olmuştu!..
★★★
İmamoğlu soruşturmasının başından itibaren buna benzer girişimlerin en cüretkâr örneklerine rastlıyoruz.
Mesleki geleceklerini iktidara adayan yandaş ekran yüzleri bazen gözlerini öylesine karartıyorlar ki; henüz iddianamesi yayımlanmamış (gizli) bir soruşturmada, tutuklandıkları için, itham ve iddialarına cevap verme olanağı bulunmayan “hedef kişileri” çuvallatmaya çalışırken, asıl kaybedenin kendileri olduğunu fark edemiyorlar!..
Kumpas heveslilerine televizyon ekranının insanın aklından geçenleri bile dışa vurduğunu ve mağrurlara değil, “mağdurlara kazandırdığını” bir kez daha hatırlatalım!..
Ve CHP lideri Özel’in “İmamoğlu davasının duruşmaları TRT’den kesintisiz yayınlansın” talebinin “mağrur ve mağdurun” toplum vicdanınca belirlenmesini sağlayacak isabetli bir öneri olduğunu belirtelim.
Çağdaş, demokratik hukuk devletlerinde bu uygulamanın birçok örneğinin olduğunu da...