“(...) “Hakkımda verilen bu haksız karara karşı hukuktan doğan bütün haklarımı demokratik ölçüler içinde kullanma kararındayım. Kararlılığım, milletime verdiğim sözlerin gereğidir. Çünkü ben İstanbul’un ‘seçilmiş belediye başkanı’ olarak en azından bütün İstanbul halkına karşı sorumluyum. Ve milletime verdiğim sözlere sonuna kadar sadakat göstereceğim.
★★★
(...) Hukukun siyasallaştırması ve yargının siyasete alet edilmesi demokrasiyi yaralar. Demokrasi, hukuksuz yaşayamaz. Hürriyetlerin kullanılmadığı bir demokrasi düşünülemez. Ve hürriyetler, ancak hukuk yoluyla garanti altına alınabilir. Çünkü hukuksuz bir demokrasi, haksız bir demokrasidir.
★★★
(...)Türkiye’de bugün gelinen noktada demokrasinin geliştirilmesine ve hürriyetlerin artırılmasına ihtiyaç vardır. Fakat ülkemizde tam tersini gözlüyoruz. Bugün Türkiye, hızla içine kapanmakta ve milletin iradesi görmezden gelinmektedir.
(...) Milleti ve ülkesini seven herkes, bu tehlikeli gidişe dur demekle sorumludur. Şimdi vatanseverlik demokrasiye sahip çıkmaktır.
(...) Ülkemizde demokrasi giderek bir seçim metoduna dönüştürülmektedir. Halbuki demokrasi sadece seçimlerden ibaret değildir; aynı zamanda yargı ve yargıç bağımsızlığı demektir. Eğer bu iki bağımsızlık çiğnenirse demokratik bir görüntü altında baskıcı bir düzen kurulmuş olur.”
(...) Benim hakkımdaki bu karar tek örnek değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin aydınları, fikir adamları, sanatçıları ve başka siyaset adamları da benzer haksız suçlamalarla yargı önüne çıkartılmış ve bazıları mahkûm edilmiştir. Oysa bizim de en az gelişmiş ülkenin insanları kadar özgür olmaya hakkımız vardır.
★★★
(...) Benim ülkemin insanı, aziz milletin bütün fertleri, Türkiye’de doğmuş olmanın bir ceza, kötü bir kader olmadığını, kendi haklarının, kendi haysiyetlerinin dünyanın başka yerlerinde doğan insanlardan hiç de az olmadığını özgürce haykırabilmeli ve düşüncesini korkusuzca açıklayabilmelidir.
(...) Aziz vatan topraklarının her karışında adalet istiyoruz. Bunun için demokratik mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz. Mücadelemizde kuşkusuz provokasyona gelmeyeceğiz. Ama baskıya da boyun eğmeyeceğiz.
★★★
(...) Siyasi rakiplerimiz ve kendilerini iyi bilen güç ve çıkar odakları, seçim sandıklarında karşımızda duramayacaklarını, önümüzü kesemeyeceklerini iyiden iyiye anlamış olmalılar ki böyle bir yola başvurdular. Bu odakları ne yazık ki hepimizin ihtiyacı olan hukuku, kendi küçük ve çıkarcı düşüncelerine alet etmekte bir sakınca görmediler.
(...) Bekleyelim ve görelim. Bu karar neye yarayacak, kimlerin hangi karanlık niyetine hizmet edecek? Tuttukları bu yol yanlış yoldur, çıkmaz sokaktır. Çünkü adalet, gün gelecek yargıyı siyasallaştıranlara da lazım olacak. Tarih boyunca bu hep böyle olmuştur.
(...) Toplumdaki ortak paydalardan en önemlisi olan adalet duygusunu yaraladığınız zaman, yalnızca haksız mahkumiyetlere yol açmış olamazsınız. Bu ülkenin vicdanını da yaralamış olursunuz. Bu kararı ve düşünce özgürlüğü kapsamındaki diğer yanlış kararları kendi çocuklarınıza izah edemezsiniz. Yaşadığımız dünyaya izah edemezsiniz.
(...) Çünkü, herhangi bir zamanda, herhangi bir kimseye yapılan adaletsizliği; şimdiye kadar hiçbir hukuk anlayışı, hiçbir yönetim, hiçbir güç odağı meşrulaştırmamıştır.
★★★
(...) Hakkımda verilen bu haksız karar, demokrasi mücadelemiz için yeni bir milattır. Yeni bir başlangıçtır. Kutlu olsun.
(...) Ama bu böyle gitmez. Zira biz, zorbalığa ve baskıya değil, özgürlüğe ve millet iradesine inanıyoruz.
(...) Bana yapılanın sebebi, baskıcı ve totaliter anlayıştır. Bunun sebebi, ülkenin maddi manevi değerlerini yağmalama isteğinden gözü dönmüş hukuk ve insani sınır tanımayan mafyatik yapılanmalardır. Fakat tekrar ediyorum: bu yol, yol değildir.
(...) Haksızlık karşısında susmayacak ve evrensel hukuk kuralları çerçevesinde milletin hukukunu savunmaya devam edeceğim. Bunu yalnızca kendim için yapmayacağım; adaleti, hepimiz için, bütün Türkiye için arayacağım. İşte bu yüzden düşünce özgürlüğünü arıyorum. Doğruları söyleyebilme özgürlüğünü arıyorum. Çeteleşmiş zihniyetin değil, onurlu insanların yönetim anlayışını arıyorum...”
★★★
Okuduklarınız sanki bir yargı darbesi ile Silivri’ye gönderilen İstanbul’un “seçilmiş belediye başkanı” ve Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu’ndan gelen demokrasi ve adalet manifestosu gibi değil mi?..
Haksızlıklara, adaletsizliğe karşı nasıl canhıraş bir feryat değil mi?..
Şimdi sıkı durun.
Ertuğrul Özkök’ün başarılı bir arşiv çalışmasıyla derlediği bu manifesto gibi adalet ve hukuk çığlığı, Silivri’den değil, 27 yıl önce, ziyaretlerin herkese açık olduğu Kırklareli-Pınarhisar Cezaevinden geldi.
Ve bu sözleri 27 yıl önce yine bir yargı darbesi ile görevinden uzaklaştırılan İstanbul’un o günkü “seçilmiş belediye başkanı” Tayyip Erdoğan işte böyle içi yana yana haykırıyordu.
Tutuksuz yargılandığı bir dava nedeniyle sadece 4 ay hapis yatmak, ona bu sözleri söyletmişti.
★★★
Günümüze gelirsek;
Erdoğan o gün “Ben 1 milyon oyla seçildim” diyordu...
Oysa Silivri’ye gönderilen Ekrem İmamoğlu 4.5 milyon oyla seçildi...
Erdoğan’ın oy oranı yüzde 26 idi...
Ekrem İmamoğlu’nun ise yüzde 52... Yani onun iki katı...
Eroğan seçmenin dörtte birinin, İmamoğlu ise yarıdan fazlasının oyu ile başkan olmuş durumda....
Seçilmiş Başkan Erdoğan sabahın köründe evinden alınıp götürülmemiş, tutuksuz yargılanmıştı.
Oysa seçilmiş Başkan İmamoğlu, sabah 06.00’da, 20 polis aracıyla evinden alındı ve daha neyle suçlandığını öğrenemeden tutuklandı.
★★★
En önemlisi de hapishaneye girerken “muhtar olarak bile seçilme hakkını” kaybeden Tayyip Erdoğan, CHP’nin o günkü Genel Başkanı Deniz Baykal’ın verdiği destekle siyasi haklarına yeniden kavuşmuş ve o sayede Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmuştu.
İşte o gün “seçilmiş belediye başkanı olarak demokrasi, hak, hukuk ve adalet manifestosu” yayımlayan Erdoğan, bugün Cumhurbaşkanı olarak, 27 yıl önce söylediklerinin tam tersini yapıyor ve CHP’li Ekrem İmamoğlu ile, Anayasa’dan aldıkları hakla demokratik protestoda bulunanlara, kendisine yaşatılan haksızlıkları reva görüyor.
O gün demokrasinin kurtarıcısı olarak gördüğü ve göreve davet ettiği protestoculara bugün “vandallar” diyebiliyor.
Özetlersek;
Kendisi gibi düşünmeyenlere tam bir yeni Türkiye hikâyesi yaşatıyor!..