ABD kendisini günümüz Roma İmparatorluğu olarak mı görüyor?..

Dün 54 bine yakın yurttaşımızın yaşamını yitirdiği, 107 binden fazla insanımızın da yaralandığı 6 Şubat 2023 deprem felaketinin yıldönümüydü.

Anma törenlerinde konuşan iktidar mensupları, muhalefet partilerinin sözcüleri, yerel yöneticiler ve uzmanlar, acıları paylaştılar ama bu büyük felaketi bize yaşatanın “çürüyüp kokuşmuş sistem” olduğuna pek değinmediler.

Kısaca belirteyim ki onca insanımız; doğanın değil, yıkıcı deprem kuşağının varlığının bilinmesine rağmen çürük yapıları fay hatları üzerinde inşa eden hırsız ve vicdansız müteahhitlerin... Onların sözde projelerini hiç görmeyen ama denetlemiş gibi sırf para için imza atan ahlaksız teknik sorumluların... Bu dayanıksız yapılara rüşvet karşılığı göz yuman rantçı ve cepçi yerel yöneticilerle, ilk büyük depremde yıkılacakları apaçık görülen yapılara imar affı getiren popülist siyasetçilerin kurbanı oldular.

Özetle onları deprem değil, kokuşmuş sistem aramızdan alıp götürdü...

Televizyon ekranlarında konuşanları dinlerken; 17 Ağustos 1999 Büyük Marmara Depremi’nden sonra dönemin Başbakanı merhum Bülent Ecevit’e yazdığım açık mektubu hatırladım.

Özetle sunuyorum:

★★★

“Sayın Bülent Ecevit,

Yüzyılın felaketi sayılan depremden bu yana olağanüstü bir tempoyla çalışıyor, uykusuz, belki de kabus dolu geceler geçiriyorsunuz. Binlerce vatandaşımızın ölümü, on binlerce insanımızın yaralanmasına neden olan felaketin, duyarlı bünyenizi derinden sarstığını, TV ekranlarına yansıyan yorgun ve kederli bakışlarınızdan anlıyoruz.

★★★

Dürüst kişiliğinizden aldığım cesaretle bazı gerçekleri hatırlatmayı hem gazetecilik mesleğinin, hem de yurttaş olmanın gereği sayıyorum:

Toplumda, “Karaoğlan” fırtınası estirdiğiniz yıllarda adına “Bozuk düzen” dediğiniz, toprak ve yapı yağmacılığına dayalı kokuşmuş sistem, depremle birlikte enkaz altında kaldı. Vatandaş onca acı arasında depremi felakete dönüştüren asıl büyük nedenin, sistemin ta kendisi olduğunu gördü.

Popülist ve Makyavelist politikacıların çıkar hesaplarına uygun geldiği için bugüne kadar yaşatmayı başardıkları, adam kayırmacılığa, adaletsizliğe, bilgisizliğe, yolsuzluğa, rüşvete ve hırsızlığa prim veren kokuşmuş yağmacı sistem, felaket karşısında aciz duruma düştüğü gibi size ve hükümetinize duyulan güveni de kökünden sarstı...

★★★

Sayın Başbakan,

Ekonomide ilerlemeyi ve ulusal gelirin hakça paylaşımını bir pranga gibi engelleyen bu yağmacı sistemin mimarı siz değilsiniz. Bazı grupları müthiş zengin eden ama aynı zamanda fakirleşmenin de nedeni olan, toprak ve yapı spekülasyonuna dayalı sistemden en ufak bir çıkar sağlamadığınız gibi devlet olanaklarını kullanarak, kardeşlerinize, yeğenlerinize, kayınbiraderinize ve şaibeli kişilere vurgun yaptırmadınız. Aksine zor olanı başardınız ve tertemiz kaldınız.

★★★

Kamuoyu, depremi felakete dönüştüren asıl felaketin, yani sistemin sorgulanma zamanının artık geldiğine inanıyor ve radikal değişim bekliyor.

O halde ne duruyorsunuz Sayın Ecevit?

Devrimciliğe giden yol, uluslararası tahkime imza atmaktan değil, depremle birlikte çöken kokuşmuş sistemi değiştirmekten geçiyor.

Bu tarihi fırsatı kaçırmayın.

Yaraları sararken hiç olmazsa bu kez, yaraya neşter atmayı ihmal etmeyin. Bundan böyle depremde ölmek, Türk insanının yazgısı olmasın.

Yaralarımızın bir an önce sarılması dileğiyle içten saygılar sunuyorum.”

★★★

Okuduğunuz 29 Ağustos 1999 tarihli mektubun üzerinden 25 yıl geçti.

Yaşadığımız son felakette yüreğimiz yanarak bir kez daha gördük ki; bu süre içinde hiçbir şey değişmediği gibi özellikle İstanbul’da, kentsel dönüşüm vaatleri hep lafta kaldı!..

Bilimsel aklın terk edildiği bu çürümüş sistem nedeniyle depremde ölmek, ne yazık ki insanımızın yazgısı haline geldi!..