Türkiye açık hava hastanesine döndü!

06 Eylül 2020 Sözcü

Sağlık Bakanlığı eski Müsteşarı ve İYİ Parti Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aytun Çıray'dan salgınla mücadele konusunda çarpıcı tespitler

Sevgili okurlarım,

Sağlık Bakanı Prof. Dr. Fahrettin Koca, ilk COVID-19 vakasını 11 Mart'ta açıklamıştı. Bundan bir hafta sonra, Sağlık Bakanlığı eski müsteşarlarından, İYİ Parti'nin Güvenlik Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Dr. Aytun Çıray, bu köşede yayımlanan söyleşimizde, bir çağrıda bulunmuş ve “Derhal Türkiye çapında 14-21 günlük karantina ilân edilsin” demişti. O günlerden bu yana yaklaşık 6 ay geçmesine karşın Dr. Çıray'ın çağrısına henüz bir cevap gelmedi! Ancak salgında, daha birinci dalga sönümlenmeden ikinci yükseliş gerçekleşti.

Sayın Dr. Çıray'la bugünkü söyleşimize, “Türkiye'deki COVID-19 salgını hangi aşamada” sorusuyla başlıyorum.

★★★

AYTUN ÇIRAY (A.Ç.): Sayın Dündar, daha önceki söyleşimizde, sorularınızı Sağlık Bakanlığı E. Müsteşarı ve Dahiliye Uzmanı olarak cevaplayacağımı ifade etmiştim. Ancak uzmanlık gerektiren bölümlerde İntaniye ve Halk Sağlığı Uzmanlarıyla yaptığım bilgi alışverişleri, bu söyleşimiz için rehberim olacak. Biliyorsunuz, bu süreçte birçok meslektaşım, COVID-19 konusundaki açıklamaları ile gündeme geldiler. Kimi sınıfta kaldı. Az sayıda hocamız ise bizi aydınlattı. Siz de onları TELE1'de yaptığınız “Demokrasi Arenası” programında konuk ettiniz. Türk Tabipler Birliği (TTB) bu süreçte iyi bir sınav verdi, veriyor. Ancak Sayın Prof. Dr. Ahmet Saltık, Sayın Prof. Dr. Kayıhan Pala ve Sayın Prof. Dr. Bengi Başer'e, istikrarlı bir şekilde ilk günden bu yana tavizsiz bilimsellikleri yanında, cesaretlerinden dolayı da özel teşekkürü borç biliyorum. Ne yazık ki ülkemizde bilim insanlarının aynı zamanda cesur olmaları gerektiği günlerden geçiyoruz. Vatandaşlarımız bilsinler ki, bizim bilimsel gerçekler üzerinden yaptığımız açıklamaların amacı ne iç karartmak, ne de bir panik duygusu yaratmak… Konu siyaset üstüdür. Tek amacımız var; yönetime katkıda bulunarak insanlarımızın hayatlarını sağlıklı sürdürmesini sağlamak. Yani siyaset değil, koruyucu hekimlik yapıyorum.

UĞUR DÜNDAR (U.D): Evet. Başta sorduğum soruya dönelim; alınan veya alınmayan tedbirlerden sonra salgın ne durumda?

BİZ KONUŞURKEN BİLE HAYATLAR KAYBEDİLİYOR

(A.Ç): Sağlık Bakanlığı, salgının küresel boyutunu değerlendirmek ve hızla sistematik bir şekilde önleyici tedbirler almak yerine, AKP iktidarının hep yapa geldiği gibi, pandemi (küresel salgın) yönetimini bir halkla ilişkiler aracı olarak görünce, salgın kontrolden çıkmaya başladı. Bugünün muhasebesini yaptığımızda, günün sonunda aldığımız rapor hiç de iç açıcı değil. Sağlık Bakanlığı'nın “Türkiye Günlük Korona Tablosu”na göre; toplam hasta sayısı 274.943, taburcu edilen hasta sayısı 248.087 idi. Aradaki fark olan 26.856, bize yatan hasta sayısını veriyor. 6.511 vatandaşımız da hayatını kaybetmiş görünüyordu.

Yani Sayın Dündar, biz bu söyleşiyi yaparken bile insanlarımız maalesef ya hasta oluyor, ya da hayatını kaybediyor.

RAKAMLAR NE YAZIK Kİ GERÇEĞİ YANSITMIYOR

(U.D): Bu rakamlar gerçeği yansıtıyor mu?

(A.Ç): Ne yazık ki hayır! Bakın Uğur Bey, Türkiye'de 50 bini özel sektörün olmak üzere 250 bin hasta yatağı var. 44 bin de yoğun bakım yatağı mevcut. Kamunun 120 bin yatağı pandemiye ayrıldı ve şu anda dolu. Bize verilen bilgiye göre 26.856 yatakta COVID-19'lu yatıyorsa, geri kalanında hangi hastalar yatıyor? Sayın Saltık'ın verdiği bilgiye göre; COVID hastalarının % 85'i hastalığı ayakta geçiriyor. Bu durumda 120 bin yatan hasta yanında 720 bin COVID'li de ayakta, evlerinde demektir! Yani bunlar, yeni hasta yatırma ölçütleri ile Türkiye'yi açık hava hastanesine döndürdüler!..

(U.D): Nedir o ölçütler?

İNANILIR GİBİ DEĞİL, HÂL HİDROKSİKLOROKİN VERİLİYOR

(A.Ç): Artık test pozitif bile olsa, hekimlerin bir hastayı yatırabilmesi için onda nefes darlığı, solunum yetmezliği veya yutkunma güçlüğü şikâyetlerden birinin olması gerekiyor. Bunlardan biri olmazsa, eline ilâç verip evlerine gönderiliyorlar. Herkesin özel arabası olmadığına göre; vatandaş bu gidiş-dönüşleri toplu taşıma araçlarıyla yapıyor.

(U.D): İlâç olarak ne veriliyor?

(A.Ç): Hâlâ hidroksiklorokin (HCQ) veriyorlarmış!.. İnanılır gibi değil!… Tıp otoritelerinin ve uluslararası kurumların etkisiz dedikleri ve yan etkileri çok güçlü olan bu ilâcı nasıl olur da vermekte ısrar ederler? Bakın bunu öneren Fransa bile yasakladı!.. Bu konuda Sağlık Bakanlığı'nın resmi görüşünü öğrenmek için, 29 Mayıs 2020'de bir soru önergesiyle “HCQ ilacı, Sağlık Bakanlığı tarafından COVID-19 hastalığının hangi aşamasında, hangi doz ve süre ile uygulanmaktadır? Bu uygulama başka ilaçlar ile kombine edilmiş midir? Bu kombinasyonlara hangi bilimsel dayanaklarla kim onay vermiştir” diye sordum, ama Anayasal süresi içinde soruma hâlâ cevap vermediler!..

(U.D): Sizce pandemi yönetiminde eksik olan ne? Uygulanan kamu politikaları doğru
değil mi?

TURİZMİ DEĞİL COVID'İ TEŞVİK ETTİLER

(A.Ç): Pandemi yönetiminde en başta gelen şart, halka yalan söylememek, çelişkili beyanlarla güven kaybetmemektir. Siz “turkuaz tablo”dan birdenbire yoğun bakımda yatan hastalarla  entübe sayılarını çıkarırsanız, nasıl güven sağlayacaksınız? Sokağa çıkma yasağına, okulların ne zaman açılıp kapanacağına bir tek kişinin, yani Sayın Erdoğan'ın karar verdiği bilinirse, Sağlık Bakanı'nın sözlerine kim güvenir? Milli Eğitim Bakanı'nı kim takar? Bir yandan hastalıktan korunmak için evde kalmanın faziletlerini anlatacaksınız, diğer yandan tam 18 yıl sonra, sırf gündem değiştirip propaganda yapmak için alelacele zaten ibadete açık olan Ayasofya'yı tekrar ibadete açıp, binlerce insanı bir araya toplayacaksınız… Neymiş? Ayasofya İstanbul'un fethinin sembolüymüş… Yahu İstanbul'un fethinin sembolü bizzat İstanbul'da yaşıyor olmamız değil mi?.. Sonra bir yandan tweetlerde esprili bir dille sosyal mesafenin öneminden bahsederken, diğer yandan Kurban Bayramı'nda kredilerle iç turizmi teşvik edecek, üstüne bir de Giresun'da miting yapacaksınız!.. İnsaf!.. Buna turizmi değil COVID'i teşvik denir.

(U.D): Bazı valikliklerin, il sağlık müdürlüklerinin ve büyükşehir belediye başkanlarının rakamları ile Sağlık Bakanlığı'nın rakamları birbirini tutmuyor. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?

(A.Ç): Önceleri bir başarı hikâyesi yazmak için bu rakamları düşük tuttular, pandemi kontrolden çıkmaya başladığında da rakamları sansürlediler. Daha başlangıç dönemlerinde “turkuaz tablo”daki vefat sayıları ile İstanbul'daki vefat sayılarını karşılaştırarak Sağlık Bakanlığının doğru rakamları vermediğini ortaya koydum. Bunun açıklığa kavuşması için Sayın Bakan'a soru yönelttim ama cevaplamadı. Sağlık personelini koruyacak ekipmanların temin ve dağıtımında da gecikmeler yaşandı ve fedakar sağlık çalışanları şimdi “Ölüyoruz” diye haykırıyor! Nisan ayının ortasına geldiğimizde henüz filyasyon ekiplerini kuramamışlardı. Bu vesile ile aracılığınızla İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu ve bürokratlarına teşekkür etmek isterim. Çünkü bilimsel çalışmalarda kullanılmak üzere, milletin vekili olarak talep ettiğimiz bilgileri vermekten hiç çekinmediler.

İYİ Partili Aytun Çıray, Uğur Dündar'ın sorularını yanıtladı, hükümetin COVID-19 ile mücadelesini masaya yatırdı.

(U.D): Peki devleti yönetenler milletin ekonomisini de düşünmek zorunda değiller mi?

ÜÇ SARAY YAP, SURİYELİLERE BAK, MİLLETE GELİNCE PARA YOK

(A.Ç): 18 yıldır akılları neredeymiş? Milletin parasını saraylar yaparak har vurup harman savuracaksınız… Milletin büyük çoğunluğu çocuklarına et yediremiyor, hastalıktan kıvranıyor, bunlar ise küçük ortakla birlikte Ahlat'ta saray açılışı yaparak Alpaslan'ı anıyorlar. Çadırda yatıp kalkan Sultan Alpaslan'ın kemikleri sızlamıştır. Hiç üstünüze vazife olmayan işlere bulaşıp elâlemin sığınmacılarına 50-60 milyar dolar harcarken milletten izin aldınız mı? Milletin “kefen parası” diye tarif ettiği hazinenin yedek akçesinin bile hakkından geldiler. Üç saray yap, Suriyelilere bak, ama sıra millete gelince “Para yok” de!.. Kamu Özel Ortaklığı adı altında devlet hazinesini adeta ipotek ettiler. “Ak akçe kara gün içindir” sözünü duymamışlar demek ki! Sayın Dündar emin olun bunlar ekonominin önünü açalım derken COVID mücadelesine darbe vurdular. Şimdi de COVID, zaten berbat ettikleri ekonomiye daha ağır darbe vuracak!..

(U.D): Bu salgının yönetimini ve AKP'nin “Sağlıkta Dönüşüm” adını verdiği ve genel olarak başarılı bulunan sağlık sistemine etkilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

SAĞLIK BAKANLIĞI'NI BİR DÖNEM MENZİL YÖNETTİ İDDİALARINI BİLMEYEN YOK

(A.Ç): İyi başladılar ve sonra her konuda olduğu gibi sağlık sisteminde de ölçüyü kaçırdılar. Gösterişli, düzgün fiziki mekânlar şüphesiz önemli; ama asıl önemli olan, içine koyduğunuz sağlık hizmetinin kalitesi… Sayın Erdoğan iktidara geldiğinde, hiçbir Başbakan'a nasip olmayacak şekilde bir nakit akışına ve 57. Hükümet tarafından alınmış tedbirlerle çok düzgün bir ekonomik yapıya oturmasına rağmen, OECD ülkeleri içinde hem kalite hem de sayısal olarak en gerideyiz. Neden? Çünkü bunlar ideolojik takıntılarla devletin yetişmiş kadrolarını harcadılar. Sağlık Bakanlığı'nı Menzil Tarikatı yönetti iddialarını bilmeyen yok.

(U.D): Bu anlattıklarınızın sağlık sistemine nasıl bir etkisi oldu? İddianızı açmanız gerekmez mi?..

KORUYUCU SAĞLIĞI İHMAL EDERSENİZ BİR DE BAKARSINIZ PANTOLON DÜŞMÜŞ!

(A.Ç): Liyakatsız kadrolar, sağlık sektörünün özelliğini göremediler. Hayatın diğer alanlarında arz ve talep birbirini denetleyip dengelerken, sağlıkta öyle olmaz. Neden? Çünkü sağlıkta talep isteğe bağlı değildir, zorunludur. Bu nedenle sağlık sektöründe güçlü kamu kontrolü gerekir. Bilim insanları tarafında hiç de sürpriz olmayan bu tür pandemilerle mücadele için ilk basamak sağlık hizmetlerinin, yani koruyucu sağlık hizmetlerinin çok güçlü olması gerekir. Siz sağlık ocaklarını göçler sonucunda oluşan yeni nüfus dağılımına uygun hale getirerek, şehirlerde çok sayıda açmak yerine kapatırsanız ve aile hekimliğini de tedavi edici hizmetlere yönlendirirseniz, pandemi ortaya çıktığında bir de görürsünüz ki, pantolon düşüvermiş!.. Devasa şehir hastaneleriniz fayda yerine bulaş kaynağı olmuş!..

Pasteur ve Robert Koch Enstitüsü'ne muadil Refik Saydam Hıfzısıhha Enstitüsü'nü kapattılar; daha ne diyelim?..

ARTIK HALKIMIZI DA COVID-19 İLE KORKUTMAK İSTİYORUM!

(U.D): Perşembe günü “Bilim Kurulu'nun tutanaklarının açıklanmasını talep eden” çok önemli yeni bir önerge verdiniz? Açıklanacağından umutlu musunuz?

(A.Ç): İçinden geçtiğimiz, -Sayın Meral Akşener'in deyimi ile- “ucube rejim”de böyle bir umudum olmasa da, bu tür önergelerle kamuoyunun bilgilenme hakkını sağlıyoruz. Toplumun bu mücadelede uyanık olması şart. Hatta onları artık COVID-19'la korkutmak istiyorum!

(U.D): Son olarak bu aşamadan sonra ne gibi yeni tedbirler önerirsiniz?

(A.Ç): Halkımızın bu mücadeleye inanması ve katkısı sağlanmalı. “Turkuaz tablo” ile daha detaylı ve doğru bilgilendirme yapılmalı. Bu pandemiye zaten zor ekonomik koşullarda yakalandık. Şimdi de bu başarısızlıklarına pandemiyi gerekçe göstererek ekonomik başarısızlıklarını örtbas etmeye çalışıyorlar. Halkımız şunu açıklıkla bilsin ki; ekonomik gerekçelerle alınmayan veya yanlış alınan tedbirler nedeniyle ekonomi daha da bozulur. Önce sağlık, sonra bu “ucube rejim” değişmeden ekonomi gerçekten düzelemez. TTB ile daha üç gün önce görüşmeyi lütfettiler! İnşallah sürekli istişare ederler. Eczacılar ve Diş Hekimleri de bu mücadelenin içine aktif olarak alınmalı. Mevsimsel grip aşılarının derhal piyasaya çıkması sağlanmalı. Aylar önceki “Kapatılan hastaneleri yeniden açıp, pandemi hastanesi yapın”, önerim hâlâ geçerli. Sağlık personeline verilen sözler yerine getirilmeli.

Üretim ve yaşam için sokağa çıkma zarureti olan yurttaşlarımıza kimlik verilerek, 14 gün genel karantina uygulanmalı ve o sırada yapılabildiği kadar test uygulanmalı…


Facebook Twitter Friendfeed