Fırsatçılar, vurguncular!..

13 Mart 2020 Sözcü

Yaşları 50'nin üzerindeki okurlarımız “Kıbrıs ambargosu yıllarını” gayet iyi hatırlarlar.

Merhum Ecevit ve Erbakan, ABD'nin karşı çıkmasına rağmen Kıbrıs Barış Harekatı'nı başarıyla yapınca, ülkemize ağır bir ambargo uygulanmıştı.

Çok geçmeden bazı tüketim maddelerini, özellikle margarin ve tüp gaz bulmakta zorlanan halk uzun kuyruklar oluşturmaya başlamıştı.

Eee bizde bir malı bulmak zorlaşırsa ne olur?

Fırsatçılara, stokçulara gün doğar ve karaborsa olur!

Nitekim çok geçmeden margarin de karaborsaya düşmüştü!..

★★★

O yıllarda tek kanaldan televizyon yayını yapan TRT'de çalışıyordum.

Günün birinde İstanbul Mali Polisi margarin karaborsacılarına baskın düzenleyeceğini bildirince, TRT'den ben ve kameraman arkadaşım operasyonu izlemekle görevlendirildik.

Ekipler stokçunun deposunu basarak tavanlara kadar yükselen tonlarca margarin kolilerine el koydular.

Ardından karaborsacının hem ev hem de ikinci bir depo olarak kullandığı yere yöneldiler.

Ama o da ne?

Evde margarin yerine, ağzına kadar zeytinyağı dolu çok sayıda kavanoz yok mu?

Kamerayı stokçuya yöneltip “Zeytinyağını da karaborsa için mi stokluyorsunuz?” diye soruyorum.

Adam gülüyor.

“Hayır!” diyor. “Bizim eve margarin girmez. Donmuş yağ kanserojen olduğu için sadece zeytinyağı tüketiriz!.. Sağlıklı yaşam için pilavı bile zeytinyağı ile pişiririz!..”

Kendisi yemiyor, ailesine de yedirmiyor ama halka yediriyor. Hem de karaborsasını yaparak fahiş fiyatla!..

★★★

Yine hatırlayacaksınız.

2006 yılındaki “Kuş gribi” paniği sırasında dibe vuran tavuk satışları, hazırladığımız video ve tanıtım görüntüleri sayesinde füze gibi yükselmişti.

Bu ağır sosyal sorumluluğu, entegre üretim tesislerine fason iş yapan, yaklaşık 200 bin kırsal kesim ailesini korumak ve tahıl ağırlıklı beslenen yoksul aile çocuklarının en ucuz hayvansal protein kaynağı olan beyaz etten mahrum kalmamaları için büyük risk alarak üstlenmiştik.

Allah korusun, bilim insanlarının verdikleri güvencelere karşın, entegre tesislerde üretilen tavuklardan bir kişi hayatını kaybetmiş
olsa, vebal altında kalıp, kahrolacaktık.

Beyaz et sektörünün önde gelenlerinin -çabuk atlattıkları krizin anısına- ülkemizde kuş gribi salgınının ilk kurbanları olan Doğu Beyazıtlı 3 çocuğun (Ali, Fatma ve Hülya Koçyiğit) adlarını taşıyan bir ilköğretim okulu yaptırmalarını ümit ederken, bakın ne oldu?

İflastan kurtulduğu için şükretmesi gereken tesis sahibi para babalarından biri, tek kuruş almadan ve tüm işletmeleri temsil eden “Sağlıklı Tavuk Bilgi Platformu” adına gerçekleştirdiğimiz “anonim” kampanyanın konseptini hemen kopyalamış ve bir televizyon sunucusunu para karşılığı oynatarak, kendi firmasının reklamına dönüştürmekten çekinmemişti!..

Sergilenen davranışın etik, ahlaki hiçbir yanı yoktu!

Tam bir fırsatçılık, tam bir gözü doymazlık örneğiydi!..

★★★

Çıkarcılığın neredeyse yükselen değer haline geldiği toplumumuzda, koronavirüs fırsatçılarıyla ilgili haberleri okurken hiç şaşırmıyorum!..


Facebook Twitter Friendfeed