Oscarlık bir öykü ve SÖZCÜ Gazetesi!..

04 Eylül 2019 Sözcü

Saat 05.00 civarıydı…
Sabahın kör karanlığında baskına geldiler. Çok kalabalıktılar… Evin büyük çocuğu Serhat o sırada 16, küçüğü Serdar ise henüz 7 yaşındaydı. Her ikisi de sıcak yataklarında uyuyordu. Arama için Serhat'ın odasına girenlerden biri “Kalk polis!” diye bağırdı. Gözlerini aralayan Serhat, önce kabus gördüğünü düşündü. Ama polisler uyandırmakta kararlıydılar. Birinin gözü, çocuğun kolundaki görüntüye takılmıştı. Gülerek “Ergenekon dövmesi mi bu, yoksa baban gibi sen de Ergenekoncu musun?” diye sordu. Bu ağır söz, Serhat'ı kendine getirmeye yetmişti. Yine de son derece ağırbaşlı davranarak “Hayır memur bey! Dövme dediğiniz o şey, bir damar rahatsızlığının sonucu oluştu. Ayrıca bunları söylemeye hakkınız yok” dedi.

★★★

Evdeki gürültüler ve yabancı insan sesleri, küçük Serdar'ı da uyandırmaya yetmişti. Önce kendini toparlamaya çalıştı. Zira nelerin olup bittiğini anlayamamıştı. Acaba hâlâ rüya görüyor olabilir miydi? Ama polislerin odasındaki bilgisayarları ve oyun CD'lerini topladıklarını görünce kendine geliverdi! Onları vermek istemiyor, alıp götürmemeleri için yalvarıyordu.

★★★

Saatler süren arama bitince polisler mutfakta kahvaltı ettiler ve çocukları tarifi mümkün olmayan acılar içinde bırakıp gittiler.
O ana kadar metanetlerini koruyan Serhat ve Serdar, onlar evden çıkar çıkmaz annelerine sarılıp hıçkırarak ağlamaya başladılar.
Oysa FETÖ kumpası ağlarını örmeye devam edecek, asıl korkunç travmalar bundan sonra yaşanacaktı.

★★★

Nitekim medyadaki yargısız infaz timleri hemen harekete geçtiler ve akıl almaz iftiralarla itibarsızlaştırma kampanyası başlattılar.
Linç boyutuna varan saldırılar karşısında Serdar'ın minik bedeni daha fazla dayanamadı ve hastalandı. Hemen Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'ne kaldırıldı. Bir süre sonra da yoğun bakıma alındı.
Zira pankreası çalışmaz hale gelmişti. Alınması gerekiyordu.
Yoğun bakımdan sağ çıkmayı başardı ama hayatının bundan sonraki dönemini cihaza bağlı olarak yaşayacaktı…
Cihaza bağlı yaşamak da günde en az 4-5 kez kan alınması ve bir o kadar da enjeksiyon yapılması anlamına geliyordu.

★★★

Talihsiz Serdar'ın çilesi bitmek bilmiyordu.
Aylar sonra dil eğitimi alan babasının yanına, Londra'ya gitti. Orada bir yıl kadar mutlu bir yaşam sürdüler. Ama aksilik, hasta çocuğun peşini orada da bırakmadı ve bambaşka bir acıyı yaşattı…

★★★

Babasının dil kursuna gideceği sıradan bir gündü…
Türkiye'nin şikayeti üzerine İngiliz İçişleri Bakanlığı yetkililerince “mülakata” çağrılmıştı. Görüşme soru ve cevaplarla normal seyrinde giderken, sorguculardan  biri “Saatinizi ve kemerinizi çıkarın” dedi! Şaşırmıştı.Nedenini sorunca “Sizi tutukluyoruz da ondan” cevabını aldı! Şaka yaptıklarını düşünüyordu. Çünkü bir yıldır yasal izinlerle İngiltere'deydi. Ama yetkili gayet ciddiydi. “Cezaevi aracı aşağıda sizi bekliyor” demekle yetindi ve tutuklulara verilen giysileri uzattı!..

★★★

Cezaevi yolculuğu 12 saat sürdü. Yolda bir başka hapishaneye uğrayarak dev gibi bir tutukluyu aldılar. Adam durmaksızın bağırıp çağırıyor, duvarları yumrukluyor, tuvaletini aracın ortasına yapıyordu.. .
O korkunç yolculuk hiç bitmeyecek gibi gelmişti!..

★★★

Ancak orası gerçek anlamda demokratik hukuk devletiydi. Uzun bir hukuk mücadelesinin ardından Kraliyet Mahkemesi, İngiliz İçişleri Bakanlığı'nı haksız buldu. Mahkemenin kararı, sınır dışı edilmek üzere havalimanına götürülürken tebliğ edildi. Artık İngiltere'de dilediği kadar kalabilecekti!..

★★★

Onun için asıl mücadele şimdi başlamıştı. İngilizcesini hızla ilerleterek yeniden tıp sınavlarına girdi ve doktorluk yapabilme hakkını elde etti. Kısa bir süre sonra da Basildon Üniversitesi Genel Cerrahi Bölümü'nde hastalarına şifa dağıtan cerrahlar arasındaki yerini aldı.

★★★

Artık adı övgülerle anılıyordu. Her yıl İngiltere'deki başarılı yabancıların ödüllendirildiği “Siz Bize Armağansınız” yarışmasını kazanan 50 seçkin kişiden biri oldu. Fotoğrafı ünlü Trafalgar Meydanı'nda sergilendi.

★★★

Dr. Turhan Çömez'in tarifi mümkün olmayan acılar, kabuslar, şoklar ve ardından gelen rüya gibi başarılarla dolu öyküsünün bir bölümünü sizlerle paylaştım. İnanın filmi yapılsa Oscar'a aday olur.
O Turhan Çömez ki, Tayyip Erdoğan İstanbul'un Belediye Başkanı iken iki kez omuz ameliyatına girmiş… Anestezi ilaçlarını içlerine başka bir madde karıştırılmaması için evinde saklamış… AKP'nin kuruluş aşamasında özel kalem müdürlüğünü yaparken yemeklerini ondan önce tatmış… Siyasi geleceğini gölgelememesi için yurt dışında ve değişik bir isimle yaptırdığı tedaviyi soranlara “Ben doktorum. Hastama ne tedavisi yaptırdığımı asla söylemem. Geldi geçti…” diyebilecek kadar yakınında olmuş bir hekim, bir eski dost…

★★★

Unutmayalım,
Ülkesine, milletine, toprağına aşık dürüst insanlar zulme uğrarken korkup susar ve onlara sahip çıkmazsak, inanın daha çok ve daha ağır zulümler
görürüz!..”

★★★

Sevgili okurlarım,
Okuduğunuz satırları en yakınları ve gerçek dostları dışında kalan herkesin Dr. Turhan Çömez'den adeta bir vebalı gibi kaçtığı günlerde, İngiltere'ye gidip, kendisiyle görüşerek yazdım.

★★★

Hakikat yıllar sonra da olsa hedefine ulaştı. Dr. Çömez, diğer FETÖ kumpası mağdurları gibi sözde Ergenekon Davası'ndan beraat edip, canı gibi sevdiği ülkesine döndü.
SÖZCÜ'den Uğur Enç'in başarılı röportajında vefalı bir yaklaşımla, o zor günlerde sesini ve mağduriyetini yansıttığım için bana teşekkür etme inceliğini de ihmal etmedi…

★★★

Kaderin cilvesine bakın ki, ona cadı avı sürecinde sayfalarını açarak FETÖ'nün hedefi olmayı göze alan SÖZCÜ, bugün FETÖ'cülükten yargılanıyor!..
Garip, hem de çok garip, ama gerçek!
Ne diyelim?
Dr. Çömez'e büyük geçmiş olsun.
Darısı bugün sevgili SÖZCÜ'nün başına…


Facebook Twitter Friendfeed