Türkiye demir perdeyle Doğu Akdeniz’den koparılmak isteniyor

22 Ağustos 2019 Sözcü

Tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ'dan Doğu Akdeniz'deki zengin enerji kaynakları kriziyle ilgili çarpıcı açıklamalar:

Elekdağ, başlıktaki tespiti yaptı ve ekledi: Türkiye ile KKTC'yi, Doğu Akdeniz'den dışlamayı ve bölge enerji kaynaklarından yararlanmalarını engellemeyi hedefleyen bir ittifak var. Akdeniz'de bir kıvılcımla sıcak savaşa dönüşebilecek rüzgarları esiyor.

Sevgili okurlarım,
Doğu Akdeniz'de bulunan zengin doğalgaz ve petrol rezervleri nedeniyle sular kaynıyor. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC) ve Türkiye'nin, meşru deniz yetki alanları üzerinde sondaj gemilerimizle sürdürdüğü araştırmalar, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Yunanistan'a ilaveten Fransa, ABD ve Rusya tarafından kınanıyor. AB ise Türkiye'yi yaptırımlarla cezalandırma tehdidinde bulunuyor. Durum çok hassas ve tırmanma riski mevcut. Bugünkü ve yarınki söyleşilerimizde tüm öngörüleri doğru çıkan emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ ile ülkemiz açısından hayati önem taşıyan bu sorunu inceleyeceğiz.

Fatih ve Yavuz gemilerimizin Kıbrıs Adası çevresinde Kuzey Kıbrıs ve ülkemizin kendi deniz yetki alanlarında sondaj faaliyeti yapıyor.

SICAK SAVAŞA DÖNÜŞECEK RÜZGARLAR ESİYOR

UĞUR DÜNDAR (U.D.): Sayın Elekdağ söyleşimize hassas bölgedeki durumun tespiti ile başlayalım.
ŞÜKRÜ ELEKDAĞ (Ş.E.): Avrupa Birliği (AB), Fatih ve Yavuz gemilerimizin Kıbrıs Adası çevresinde Kuzey Kıbrıs ve ülkemizin kendi deniz yetki alanlarında sondaj faaliyetinde bulunmaları nedeniyle Türkiye'ye siyasi ve ekonomik yaptırımlarda bulunma kararı aldı. AB, Türkiye'yi “Kıbrıs'ın münhasır ekonomik bölgesine girmek ve ihlal etmekle” suçluyor. AB'nin böyle bir suçlamada bulunurken dayandığı sakat gerekçe; Kıbrıs Adası'nın tüm topraklarının Kıbrıslı Rumlara ait olduğu… AB, Kıbrıslı Türklere bir azınlık olarak bakıyor.AB'nin, bölgedeki petrol ve gaz zenginliğini Ada'daki iki tarafı bir araya getirip iş birliği yapmalarını sağlayacak bir fırsat olarak değerlendirmek yerine, Türkiye'ye yaptırım uygulaması, ön yargılı ve hasmane bir tutumdur. Ankara'nın, AB'nin bu tutumuna tepkisi, hem kendi haklarını hem de Kıbrıslı Türklerin haklarını, bundan önce olduğu gibi sonra da korumaya devam edeceği ve sondaj faaliyetini sürdüreceği şeklinde olmuştur. Önemli ve olumlu bir gelişme, TBMM'deki dört partinin (AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti) sorunu milli bir dava olarak görmeleri ve hükümetin bu konudaki politikasını destekleyeceklerini ortak bir bildirgeyle açıklamalarıdır. Savunma Bakanımız Akar ile Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının olağanüstü bir gövde gösterisi yaparak gittikleri KKTC'de, Doğu Akdeniz'de Türkiye'nin meşru haklarının aleyhine olacak hiçbir oldubittiye müsaade edilmeyeceği hususundaki milli kararlığı vurguladılar. Özetle; Akdeniz'de bir kıvılcımla sıcak savaşa dönüşebilecek sert-soğuk savaş rüzgarları esiyor.

TÜRKİYE DOĞALGAZ İÇİN EN UYGUN GÜZERGAH

(U.D.): AB'nin, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi ile Yunanistan'ın çıkarlarını bu denli sahiplenmesinin sebebi nedir?
(Ş.E.): Bilindiği üzere AB, “yumuşak karnı” olan enerji açığı nedeniyle Rusya'ya bağımlıdır. AB'nin yeni planı “East Med Boru Hattı Projesi” ile Akdeniz doğalgazını Avrupa pazarlarına taşımak ve bu şekilde Rusya'ya bağımlılığını asgariye indirmektir. Bu amaçla 2018'de Yunanistan, GKRY ve İsrail, East Med Projesi'ni onayladılar. Proje hazırlıkları için AB, 35 milyon dolar katkıda bulundu. Mısır açıklarında zengin gaz rezervleri bulunması nedeniyle Mısır da bu projenin üyesi oldu. Boru hattının güzergahının uzun olması (2000 km.) nedeniyle maliyetinin yüksek bulunması halinde gazın, Mısır'da sıvılaştırılarak Avrupa'ya nakli de bir alternatif olarak düşünülüyor. Ancak, bu da pahalı bir alternatif. Esasında bölge enerjisinin Avrupa'ya taşınması için en uygun ve ekonomik yol Türkiye'den geçiyor. Türkiye aynı zamanda bu gaz için çok iyi bir müşteri. Ama Ankara'nın Mısır ve İsrail'le ilişkilerindeki sorunlar Türkiye güzergahının seçilmesini engelliyor.

Şükrü Elekdağ

ABD DE ZENGİNLİKTEN PAY ALMAK İSTİYOR

(U.D.): AB'nin gözünde bu projenin öncelikli stratejik bir nitelik taşıdığı anlaşılıyor.
(Ş.E.): Tamamen öyle!.. AB bu projenin gerçekleşmesi için büyük çaba harcıyor. ABD de, hem bu zenginlikten pay almak, hem de Avrupa'nın Rus doğalgazına bağımlılığını azaltmak için projeyi destekliyor. Burada önemli bir noktanın altını çizmek isterim. East Med Projesi gerçekleşirse, Doğu Akdeniz'deki dengelerde ve bölge jeopolitiğinde ciddi bir değişiklik olacak. Bu durumda Ankara karşısında Türkiye ile KKTC'yi Doğu Akdeniz'den dışlamayı ve bölge enerji kaynaklarından yararlanmalarını engellemeyi hedefleyen, Yunanistan, GKRY, İsrail, Mısır ve AB'den oluşan güçlü bir blok/ittifak bulacak. Tekrarlıyorum; bu ittifak, ülkemiz sahillerinin önüne bir demir perde çekerek Türkiye'yi Doğu Akdeniz'den koparmayı hedefliyor. 

(U.D.): Bu yakıcı soruna döneceğiz. Şimdi sondaj krizinin nasıl çıktığına gelelim.
(Ş.E.): Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi'nin (BMDHS) öngördüğü kıta sahanlığından daha kapsamlı yeni bir kavram olan Münhasır Ekonomik Bölge (MEB) kavramından Doğu Akdeniz'de ilk yararlanan,GKRY oldu. GKRY, “Kıbrıs Cumhuriyeti” adına MEB'ini ilan ederek, 2003'te Mısır, 2007'de Lübnan ve 2010'da İsrail ile MEB sınırlandırma anlaşmaları imzaladı. GKRY ayrıca, MEB alanında 26 Ocak 2007 tarihinde 13 adet petrol arama ruhsat sahası ilan etti ve bunlarda üç tur petrol ihalesi yaptı. Böylece dev uluslararası enerji şirketlerini yanına çekti.Yani bu parseller üzerinde  bir bakıma oldubittiye dayalı bir hakimiyet kurdu. Bu girişimler karşısında KKTC, 2011'de Ankara ile anlaşarak Ada açıklarında petrol ve doğalgaz arama ruhsatları verdi. Ancak, yetki alanı verilen bölgelerdeki bazı parseller ile Türkiye'nin kıta sahanlığı, GKRY'nin uluslararası enerji şirketleri vasıtasıyla arama yaptırdığı parsellerle çakışıyordu. Kriz, Fatih ve Yavuz gemilerinin Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) adına tartışmalı hale dönüşen bu parsellerde araştırma yapmasıyla başladı.

KITA SAHANLIĞI VE MEB NEDİR?

(U.D.): Kıta sahanlığı ve MEB kavramları hususunda okurlarımızı aydınlatalım…
(Ş.E.): Bu hususta da Amiral Cihat Yaycı'nin kitabındaki görüşleri özetleyeceğim: “Kıta sahanlığı; bir devletin kara ülkesinin deniz altındaki doğal uzantısı olup 200 deniz mili (maksimum 350 deniz mili) mesafeye kadar olan deniz dibindeki cansız kaynakların işletilmesini içermekteyken, MEB, 1982 Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (BMDHS) ile uluslararası hukuka girmiş olup 200 deniz mili genişlikteki deniz alanlarının deniz yatağı ve toprak altına ilaveten üzerindeki suların canlı ve canlı olmayan kaynaklar üzerinde kıyı devletlerine ekonomik haklar tanımaktadır. Bu haklar, canlı ve cansız kaynakların araştırılması, işletilmesi, muhafazası ve yönetimi konuları ile aynı şekilde sudan, akıntılardan ve rüzgardan enerji üretimi gibi, bölgenin ekonomik amaçlarla araştırılmasına ve işletilmesine yönelik egemen hakları da kapsamaktadır. MEB, karasularından sonra deniz yetki alanları içerisinde, meşru olarak bir devletin egemenlik haklarının tecelli ettiği en önemli ve en kapsayıcı alandır. Kıta sahanlığı ilan gerektirmezken, MEB ilan gerektirmektedir. Denizlerin fersah fersah paylaşıldığı mevcut konjonktürde, bütün tartışmalar MEB kavramı temelinde şekillenmektedir. Yarı kapalı ve kapalı denizlerde MEB esastır. Akdeniz'in bölgemizdeki genişliği 400 milden az olduğundan herhangi bir devletin 200 mil kıta sahanlığına sahip bulunduğunu öne sürmesi de mümkün değildir. Kıta sahanlığının ise 350 mile kadar genişletilebildiği okyanuslar haricinde bir anlamı ve etkinliği kalmamıştır. Günümüzde kıta sahanlığı, MEB'in alt kümesi haline dönüşmüştür. Doğu Akdeniz'deki muhataplarımız da bu nedenle MEB'i esas almaktadır. İşte bunu gören GKRY ‘demode' bir kavram olan kıta sahanlığı yerine 21. yüzyıla damgasını vuran MEB temelinde tüm girişimlerini gerçekleştirmiştir.”

Uzmanlara göre; Türkiye, kırmızıyla işaretli alanda MEB ilan etmeli.

Çıkarlarımızı koruyacak önlem almakta geciktik

(U.D.): Türkiye'nin karşılaştığı sorunların önlem almakta gecikilmesinden kaynaklandığı ileri sürülüyor. Bu iddia doğru mu?
(Ş.E.): Bu konuda görüşlerini okurlarımızla paylaşmamız gereken uzman kişinin Deniz Kuvvetleri  Kurmay Başkanı Dr. Tümamiral Cihat Yaycı olduğu kanısındayım. Yaycı yazmış olduğu “Sorular ve Cevaplar ile Münhasır Ekonomik Bölge Kavramı” adlı kitabıyla bu alanda gerçek uzmanlığını ortaya koymuş bir kişidir. Doğu Akdeniz'de bulunan 3 trilyon dolarlık doğalgaz rezervinin Türkiye'nin 572 yıllık, Avrupa kıtasının da 30 yıllık ihtiyacını karşılayabileceğini belirten Yaycı'nın sorduğumuz soruya ilişkin görüşleri şöyle özetlenebilir: “GKRY'nin MEB'ini ilan ettiği anda, yani, 2004'te Türkiye'nin de Doğu Akdeniz'de kendi MEB'ini ilan etmesi gerekirdi. Aradan geçen 15 yıl boyunca da MEB ilan edilmemiş, hiçbir devletle MEB anlaşması yapılması için çaba gösterilmemiş, sadece itiraz ve protestolarla yetinilmiştir. Doğu Akdeniz gibi küresel gündemin odağında yer alan dinamik bir coğrafyada, ‘bekle-gör' politikaları tatbik edilmesi, reaktif yaklaşım sergilenerek muhataplar tarafından uygulanan politikalara diplomatik olarak yeteri seviyede mukabele edilmemesi, Türkiye'nin fiilen haklarının gasp edilmesine neden olmaktadır. Mevcut durumda uluslararası alanda Türkiye, gayrimeşru girişimlerde bulunan, sadece askeri tedbirlere başvuran ülke olarak gösterilmektedir. Oysa gerekli hamleler yapılsa ve diplomatik tedbirler zamanında alınsaydı, araştırma ve sondaj gemilerimiz Deniz Kuvvetlerimizin korumasına ihtiyaç duymadan faaliyetlerini yapacak, bu kadar risk alınmayacak ve kriz dönemine girilmeyecekti.” Yaycı'ya göre, bu nedenlerle Doğu Akdeniz'de haritada gösterilen boyutta Türkiye MEB'inin acilen ilan edilmesi bir zarurettir.

(U.D.): Tümamiral Yaycı, eleştiri oklarını hangi kuruma yöneltiyor?
(Ş.E.): İsmini açıkça telaffuz etmemesine rağmen, eleştirilerinin hedefinin MEB ilanına karşı çıkan Dışişleri Bakanlığı olduğu belli.


Facebook Twitter Friendfeed